Kadın Kadına

Haydi, gelin hafifleyelim:)

Hafif bi rüzgâr essin
Hafiflesin korkularımız
Yetmez mi hayatı bıkmadan
Ciddiye alışımız

Hafif bi şarkı çalsın
Hafiflesin duygularımız
Yetmez mi hayatta durmadan
Ağıtlar yakışımız

Hafif bir yemek hafif bir kadeh çözer hiddetimizi
Hatırlarız belki de birbirimizi ne çok sevdiğimizi
Hafif bi sohbet tatlı muhabbet çözer hiddetimizi
Hatırlarız belki de birbirimizi ne çok sevdiğimizi..... ( Söz: Aylin Atalay, Müzik: Jürgen Heusser)

Çalışmalarımızla ilgili videomuzu izlemek için tıklayınız.  

Kadın Kadına veya diğer adıyla Kız kardeşlik Çemberi*, kadim zamanlardan gelen köklü bir gelenek, vazgeçilmez bir şifa yöntemi. Çember törensel bir süreçte kendi dişiliğimizi onurlandırdığımız ve kız kardeşlerimizin kıymetini fark ettiğimiz ve birbirimizi kucakladığımız bir çalışmadır. Bana bu yolda, yoldaş olan kız kardeşim Aylin Çevik'e teşekkürü bir borç bilirim. 

Kadınlarla çalışmayı seviyorum ve Kadın Kadına adında yeni bir etkinlik başlattım. Aslında yüzyıllardır kadınlarımızın yaptığını modernleştirmeye çalıştım. Çünkü Avrupa'da Türkçe konuşan kadınlar arasında böyle bir ihtiyaç olduğunu gözlemledim. Almanya'da ilk kez Aschaffenburg'ta gerçekleşecek. 22 Ocak Pazar saat 14:00-17:00 arası. Tüm kadınlara ve kendime harika bir doğumgünü hediyesi olacak, eminim.. Tanıdığım, bilgisine ve tecrübesine güvendiğim arkadaşlarımı da yavaş yavaş bu projeye dahil etmek niyetim. Bu konuda muhtesem hayallerim var:)

Kadın Kadına'da kalplerimizi birbirimize açacağız. Yaşama getirdiğimiz değerin heyecanını yaşacağız. Enerjimizi dengeleyeceğiz. Rahim nefesini öğreneceğiz. Şifacı Oksitosin hormonunu keşfedeceğiz. Sesimizle şifa olacağız. Üstelik tüm bunları ruhlarımızın ışında, kalplerimizin sıcağında bir tören, bir dua, bir kutlama havasında yapacağız.

Tüm Kadınlarımızı bekliyoruz! 

Kadim zamanlarda kadınlar kendilerini, birbirlerini ve içinde yaşadıkları toplulukları şifalamak için çember düzeninde bir araya gelerek acılarını, sevinçlerini, korkularını, yaralarını, hikayelerini, sorularını, tecrübelerini paylaşıyorlardı. Ritüeller ile birbirlerine içlerindeki, Kutsal Kadın Ruhunu hatırlatıyor, birbirlerini her anlamda güçlendiriyorlardı. Kendini bir diğer kadın ile kıyaslamak yoktu. Nasıl olsundu ki? Bir sümbülün kendini menekşe ile kıyaslaması hiç görülmüş şey miydi? Doğa Ana’nın tüm kızları hepsi ayrı birer çiçekti ve o topağın üzerinde hepsi kendi özgünlüğünde, yan yana ‘kız-kardeşçe’ yaşıyorlardı.  Tüm çiçekler kız kardeşti, aynı ananın rahminden doğma, bir annenin her bir çocuğuna ayırmadan dağıttığı sevgisinde, hepsi kendine özgü ve fevkalade güzellikte.

Tıpkı çiçekler gibi bizler de yerkürenin kızlarıyız. Bu ‘dişi (kadınsı) bilgeliğin’ maalesef unuttuğumuz bir gerçeğidir ve güç kaybettiğimiz bir haldir. Bu bilgeliği bedenlerimizde yeniden anımsamak için şunu idrak etmek yararlı olabilir.

Böylesi bir topluluk eşitlik, saygı, sevgi, şefkat, güven içinde paylaşım, sağlıklı sınırlar ve bireysel özgürlük ile bireylerin ruhsal ve içsel gelişimine hizmet eder, içsel bilgeliklerini geliştirir ve sonucunda büyük mucizeler gerçekleşir.

Böylesi topluluklara ihtiyaç duyduğumuz bugünkü gerçekliğimizde, yükselen ‘Kutsal Dişi’ enerjisi dünyada ki her bir kadına ‘bir araya gelin’ diyor. Gelin ki ancak sizlerin bu hatırlayışı ile gelecek nesiller için iyileşmiş bir dünya bırakacağız.

Kadının Bedenindeki Şifacı Tanrıça ‘Oksitosin’

Kadın Beyninin erkek beyninden farklılıklarını inceleyen ve bu konuda keşfettiği önemli bilimsel bulgularla çığır açan nöropsikiyatrist Dr. Louann Brizendine şifacı tanrıça oksitosin hormonunu bakın nasıl tarif ediyor.

Oksitosin: Oynak, sevecen, besleyici, toprak ana, yardım etmekten ve hizmet etmekten zevk alır, kadın sosyalleşme hormonu, östrojenin kızkardeşi (*Kaynak Kitap: Kadın Beyni)

Kutsal Kadını içimizde uyandırma yolunda dişi bilgeliğin pratikleri şüphesiz ki bu şifacı hormonunu biliyordu. Bu nedenle, kadın çemberlerinde Dr. Brizendine’nin de tarif ettiği gibi sevecen ve besleyici olan, ilişkilerde bağ kurmayı sağlayan bu hormonu aktive edecek dişil pratiklere yer verilir. Stres, kadın bedenini bir erkeğin stresten etkilenmesinden daha farklı etkiler ve kadının bedeni onu azaltmak, sisteminden atmak ve çözmek için farklı şekilde çalışır. Oksitosin hormon üretimi vücutta azaldıkça kadının bedeni sertleşir ve sonucunda feminen özü ile bağlantısı zayıflar. Oksitosin hormonu bebek emzirirken, derin bir bağ ve aşk ile olan cinsellik sonrası hal ile, sevdiklerine sarılırken, samimi içten bir sohbet ile, toprakla çiçeklerle uğraşırken veya sevdiklerin için bir şeyler yaparken kolayca ortaya çıkarken diğer bir çıkış yeri kızkardeşliğin samimi ve içten yaşanabildiği kadın çemberleridir. Bizlerin, içimizdeki Kutsal Kadını hatırlamamız için bedenlerimizle temasımız, bedensel farkındalığımız çok önemlidir. Ve stresi eritebilmemiz, feminen öze, kalp açıklığına gelebilmemiz oksitosin hormonu ile mümkün olur. Tanrıça hormonu adı verilen bu hormon ile kaslarımız derinden gevşer ve kan basıncımız düşer. Ağrı eşiğimiz yükselir aynı zamanda bu hormon büyümeyi, iyileşmeyi ve ilişkilerimize derinden sevgi dolu bağ kurmamızı da teşvik eder. Yumuşarız. Hafifleriz. Bedenimizin ihtiyaç duyduğu sevgiyi hissetmeye, iyileşmeye ve rahatlamaya hazır hale geliriz.

Bu hormon,  yargısız, açık ve derin bir dinleme ile, sıcak ve sevecen bir sarılma ile, kişisel hikayelerin analiz tuzağına düşmeden paylaşımı ile de bu çemberlerde kadınların bedeninde aktive edilerek, şifacı tanrıçanın işini yapmasına izin verilmiş olur.

Kadınların birbirlerinde kendilerini bulabildikleri, gerçek bir açıklık ve güven ile açılan çember alanları kadınları sonsuza kadar dönüştürebilir.

Bu yüzden kadın çemberleri kutsal bir alandır ve dişil pratikler ile kadını derinden rahatlatmayı amaçlar. Bu alanda, özden sapan fuzuli konuşmalar enerjimizi tüketmekten başka bir işe yaramadığı gibi, sorun yaşayan kadının sorunlarını iyi bir niyet ile olduğu halde ‘analiz eden, zihne çıkaran ya da kadını içinde bulunduğu halden daha pozitif olmaya zorlayan’ yöntemler, bu çemberlerde yaratılmak istenen iyileştirici, rahatlatıcı enerjinin de fakirleşmesine neden olur. Zaten analiz zengini, gerçek duyguların yaşanmasına olanak vermeden sürekli pozitifliği pompalayan dünyamızda, zihinlerimizi fazlasıyla meşgul ederek bedenlerimizin içinde sadece ‘omuz ve baş’ yani eril bölgesinde yaşıyoruz. Bedenimizle bağlantımızı yitirdiğimiz için dişil veçhelerimizle buluşmamız zorlaşıyor.

Bu çemberlerde, temel motivasyonumuz duygusal, fiziksel, enerjisel ve zihinsel olarak rahatlamak, anlaşılmak, dinlenilmek ve güzeli, iyileşmeyi, saf gücü birlikte yaratmak olmalı.

Sevgili Kız kardeşlerim,

Hangi alanda olursa olsun, işyerlerinizde, evlerinizde, derneklerinizde, özel çevrenizde kendiniz dahil, her bir kadının maskesiz kendi olabileceği bir ortam yaratın. 

Bizler yeni dünyayı doğuranız. Biz birlikte gezegeni iyileştirecek olanız.

Gelin köklerimizi yeniden birlikte hatırlayalım.

#globalsisterhood

*Bilge İnal'ın Dişi Bilgeliğe Yolculuk sitesinden derlenmiştir.