Nefes ve Bilim

Transformal Nefes Sisteminin kurucusu Amerikalı metafizikçi Dr. Judith Kravitz, yakalandığı gırtlak kanserini nefes tekniklerini kullanarak iyileştirmiştir. Yaşadığı bu sağlık deneyimi sonrasında geliştirdiği Transformal Nefes Tekniğini, 40 yılı aşkın bir süredir düzenlediği seminerler ve nefes seansları ile dünyanın dört bir yanında onbinlerce kişi ile paylaşmıştır. Judith, bu eşsiz tekniği evrenselleştirmek amacıyla, Transformal Nefes Vakfı'nı kurmuş, ayrıca daha geniş kitlelere ulaşabilmek adına, farklı ülkelerde binlerce nefes terapisti yetiştirmiştir. Yazmış olduğu ''Breath Deep, Lough Loudly'' adlı kitap tüm dünyada nefesin önemini kavrayan kitlelerin temel kaynağı haline gelmiştir.

Nefes ve Bilim bölümündeki bilgiler sevgili arkadaşım Nefes Eğitmeni ve Kuantum Uzmanı Işıl Gence'nin sitesinden yararlanılarak derlenmiştir. 

Merkezden nefes alıp verirsen, aşk içinde bütün olarak akarsın – Osho

Uyuyan bir çocuğa bak, nefesini gözle. Nefes içeri girer; karın yükselir, göğüs etkilenmemiş kalır. İşte bu yüzden çocukların göğüsleri yoktur, yalnızca karınları vardır… Çok dinamik karınlar. Nefes içeri girer ve karın yükselir; nefes dışarı çıkar ve karın alçalır… Karın hareket eder. Çocuklar merkezlerinin içindedirler, merkezlerindedirler. İşte bu yüzden o kadar mutlu, o kadar sevinç doludurlar, öylesine enerji doludurlar ki, hiç yorulmazlar… Hep taşarlar ve hep geçmişsiz, geleceksiz bir şimdiki zamandadırlar. Hepimiz çocuk olduk. Neden büyüdükçe nefesimiz sığlaşır? Asla karna gitmez; asla göbeğe dokunmaz. Daha aşağı gidebilse, daha az sığ olacak, ama nefes yalnızca göğse dokunur ve çıkar. Asla merkeze gitmez. Sen merkezden korkuyorsun, çünkü merkeze gidersen bütün olacaksın. Parçalı olmak istiyorsan, parçalı olmanın mekanizması budur.

*Aşık olursun… Merkezden nefes alıp verirsen, aşk içinde bütün olarak akarsın. Sen korkuyorsun. Çok incinebilir olmaktan korkuyorsun; birine, herhangi birine karşı çok olmaktan korkuyorsun. Ona aşığım diyebilirsin, o sana sevgilim diyebilir ama korkuyorsun. Diğeri oradadır.   Tamamen incinebilir, açık olursan, neler olacağını bilemezsin. O zaman tamamen, başka bir anlamda sen olursun. Birine tamamen adanmaktan korkuyorsun. Nefes alamıyorsun; derin bir nefes alamıyorsun. Nefesini, merkezine gitmesine izin verecek kadar gevşetemiyorsun… Çünkü nefes merkeze gittiği an eylemin eksiksiz olur.

*Bütün olmaktan korktuğun için sığ nefes alıyorsun. Maksimumda değil minimumda nefes alıyorsun. İşte bu yüzden yaşam çok cansız. Minimumda nefes alıyorsan, yaşam cansız olur; maksimumda değil minimumda yaşıyorsun. Maksimumda yaşayabilirsin… O zaman yaşam taşkın olur. Ama o zaman güçlük çıkar. Yaşam taşkınsa bir eş olamazsın. Her şey güçleşir.

* Eğer nefes durursa zihin durur; eğer zihin durursa nefes durur.

Nefes ve Tıp

NEFESTEN HASTALIK TEŞHİSİ YOLDA

İsviçreli bilim adamları, kişiye özel sabit “nefes iz”lerinin varlığını ortaya çıkardı.

İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü’nden (ETH) araştırmacıların 11 katılımcı üzerinde yaptıkları araştırma, nefes örneklerinde, her kişi için özel ve sabit bir kimyasal nefes izi bulunduğunu ortaya koydu.

Nefesteki kimyasal bileşenlerin yapısı hakkında gerçek zamanlı bilgi alınmasına olanak tanıyan, bazı küçük eklemeler yapılmış bir kütle spektrometre cihazı kullanan bilim adamları, genellikle değişken ve yarı değişken metabolitlerden oluşan nefeste, kişiye özel çekirdek bir kalıp olduğunu saptadı.

Katılımcıların üzerinde 11 gün boyunca düzenli ölçümler yapan bilim adamları, her bir katılımcının kendisine has nefes izinde, günler içinde bazı küçük değişiklikler meydana gelmesine karşın, nefes izinin tıbbi amaçlar için kullanılmaya elverişli ölçüde sabit kaldığını belirledi. Profesör Renato Zenobi başkanlığında yapılan araştırma PLOS ONE adlı bilimsel derginin 3 Nisan tarihli sayısında yayımlandı.

NEFESTEN HASTALIK TEŞHİSİ YOLDA

Araştırmacılar, aynı teknoloji yardımıyla hastalıkların teşhis edilmesi amacıyla Zürih Üniversite Hastanesi Göğüs Hastalıkları bölümü doktorlarıyla işbirliğini sürdürüyor.

Özellikle akciğer hastalarının nefeslerinde, biyolojik işaretleyicilerin özelliklerine rastlanabileceğine inandıkları için göğüs hastalıklar sahasını tercih ettiklerini işaret eden araştırmacılar, kullandıkları metodolojiyi daha sonra diğer hastalıkları da içine alacak şekilde genişletmeyi ümit ettiklerini kaydetti.

Nefesten hastalık teşhisinin doktorların hastalara çok daha hızlı tanı koymasını sağlayacağını belirten araştırmacılar, nefes izinin, örnek alındıktan saniyeler içinde belirlenebilmesine karşın kan ve idrar testlerinin laboratuvarlardaki tahlillerinin bundan çok daha fazla zaman aldığına dikkati çekti.

Kişilerin sadece kütle spektrometre cihazının iyon kaynağının içine üflemesini gerektiren bu yöntemin, diğer testler gibi vücuda fiziki bir müdahale gerektirmemesi de nefesten teşhisin bir diğer önemli avantajını oluşturuyor.

Ancak bu metodun klinik kullanıma girebilmesi için araştırmacıların kullandıkları araçların iyileştirilmesi gerekiyor. Araştırmada kullanılan kütle spektrometre cihazının büyük ve pahalı bir cihaz olduğunu belirten Zenobi, zaten mevcut olan küçük ve taşınabilir kütle spektrometre cihazlarının verimliliklerinin artırılabilmesi halinde kliniklerde ve doktor muayenehanelerinde yerlerini alacağını vurguladı.

Kaynak: Sabah Gazetesi

Dönüştürücü Nefes Alma’ Yoluyla Sağlıklı Yaşama, Cheryl Valk

Sağlıklı bir beslenmenin işlenmemiş tam besinler yemekle olanaklı olduğu artık iyiden iyiye bilinmektedir. Taze ve çiğ sebze ve meyveler sağlığı düzenleyen birçok madde içerirler ki bunlardan en önemlisi oksijendir. Önemli miktarda işlenmemiş taze besin yendiği zaman bedenin kendini iyileştirme yeteneği daha da artar.

Bundan başka, bedendeki mevcut oksijen miktarını artırmanın çok kolay ve çok uygun maliyetli iki yöntem daha vardır ki, bunlar da, aerobik egzersiz ve derin nefes almadır. Aerobik egzersiz, yürümek, yüzmek, koşmak, dans etmek, tenis oynamak, gibi etkinlikleri kapsar. Ritmik bir şekilde nefes almak diyafram hareketlerini devreye sokar. Diyaframdan nefes almanın yararları bu makalede detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

Transformal Nefes, seans sırasında önemli miktarda oksijen alımını sağlayarak bedenin kendinden var olan iyileşme ve sağlıklı kalma potansiyelini arttırır. Transformal Nefes seanslarına katılmış milyonlarca kişi arasında sayılamayacak kadar çok, görünüşe bakılırsa mucizevi sayılabilecek, bedensel, zihinsel ve ruhsal iyileşme öyküsü vardır. Bu süreç, kişinin kendinde var olan iyileşme kapasitesinin artmasına yardımcı olmaktadır.

İnsanların çoğu solunum sistemlerinin ancak üçte birini veya daha azını kullandıkları için, iyi bir sağlığa sahip olmak için gereken oksijenin sadece çok küçük bir parçasını almaktadır. Transformal Nefes, kişilere nasıl her zaman daha etkili soluk alacaklarını öğretir. Seanslar sırasında uygulanan teknikler, nefesi serbest bırakır, kısıtlayıcı kalıpların ve engellerin ortadan kaldırılmasını sağlar ve kişinin diyaframdan nefes alma işlemini yeniden öğrenmesine yardımcı olunur.

Oksijenin insan sağlığındaki önemli rolüne ve çeşitli sağlık sorunları ile başa çıkmaya yardımcı olduğuna dair birçok bilimsel çalışma vardır. İtalya’da bir hastanede yapılan araştırma, 12 Transformal Nefes seansına katılmış yirmi kişinin durumundaki olumlu değişimi açıkça göstermektedir. Hepsi de oksijen kapasitelerini %65, %85 civarında arttırırken; fiziksel, zihinsel ve duygusal durumları da önemli ölçüde ilerleme göstermiştir.

Bunlara ek olarak aşağıdaki metin ve grafiklerde, merkezi ABD’de bulunan Transformal Nefes Vakfı’nın birkaç yıl boyunca yürütmüş olduğu sağlık araştırmalarının grafik sonuçlarını bulacaksınız. Bu grafikler, Transformal Nefes seminerlerine katılanların 1. seviye eğitim öncesi ve 3. seviye eğitim sonrasındaki durumlarını göstermektedir. 125 katılımcıdan oluşan bu araştırmada, sigara içme, içki alışkanlığı ve beslenmeden kaynaklanan sorunlarda büyük ölçüde azalma görülmektedir.

Derin nefes alma ve diyaframı çalıştırma belki de her insanın yaşamı boyunca umut ettiği sağlıklı yaşamanın en önemli anahtarlarından biridir. Transformal Nefes diyafram solunumunun eğitilmesi ve geliştirilmesi için destek sağlar. Transformal Nefesin öğrenilmesi bedeninizdeki oksijen seviyesinin arttırılmasına yardımcı olarak sağlıklı yaşamanızı sağlayacaktır.

Kendinize en kısa zamanda bir Transformal Nefes seansı hediye edin ve Transformal Nefesin yaşamınızda ve sağlığınızda yaptığı değişikliği kendi gözlerinizle görün.

KAYNAKLAR

Nefes almanın fizyolojisi, oksijenin sağlıkta ve hastalıktaki rolü ile ilgili ek bilgi büyük ölçüde aşağıda verilmiş kitaplarda bulunabilir. Bu kitaplar, yukarıda özetlenmiş bilgilerin ana kaynaklarıdır.
Oksijen İyileştirme Terapileri, Yazan: Nathaniel Altman, Solukalma Bilimi, Uygulamalı Bir Rehber, Yazan: Swami Rama, Rudolph Ballentine, Uzman Doktor, Alan Hymes, Uzman Doktor, Yeni Solukalma Bilimi, Yazan: Stephen Elliott and Dee Edmondson, R.N., The Golden Seven Plus One, Yazan: C. Samuel West, D.N., N.D., Biyokimya, Yazan: Pamela C. Champe and Richard A. Harvey

Kanserin Temel Nedeni Oksijensizliktir’, Dr Otto Warburg (2 Nobel Ödülü Aldığı Bilimsel Çalışması)

İki Nobel sahibi bilim adamı Warburg, kanserin temel nedeni olarak oksijensiz yaşamı gösteriyor. Vücuttaki ‘onkojen’ler de stres, kirlilik, radyasyon gibi faktörlerle uyarılarak kanseri başlatabiliyor Hücresel oksijen yetersizliği, Alternatif Tıp Tam Rehberi kitabında yer alan ve kansere yol açtığı düşünülen önemli bir faktör. Kanserin nedenleriyle ilgili en provokatif teorilerden biri, ilk önce, iki kez Nobel ödülü kazanmış bilim adamı tarafından ortaya atılmıştı.

Bir Alman biyokimyacı olan Dr. Otto Warburg, 1931’de, oksijen yetersizliğinin ve hücre fermantasyonunun, kanser sürecinin parçaları olduğunu keşfetmesiyle Nobel Ödülü almıştı. Dr. Warburg o zaman şöyle yazmıştı: “Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.” Dr. Warburg, herhangi bir embriyondan alınan normal hücreleri laboratuvar tüpünde oksijensiz büyümeye zorlandığında kanser hücrelerinin özelliklerini aldıklarını gösterdi. Warburg, “Bu, normal hücrelerin, sadece tek bir değişkeni değiştirmekle, kanserli hücrelere dönüşebileceği anlamına geliyor” dedi.

Doktorun bu teorisine göre, hücreler oksijenden mahrum bırakılınca, en ‘ilkel’ dönemlerine geri dönebiliyor ve enerjilerini, normal bitki ve hayvanların yaptığı gibi oksijenden değil, bunun yerine şekerin fermantasyonundan alarak, glikoz reaksiyonlarına girebiliyordu.

Kanser hücrelerinin çok hızlı üremeleri, çok yüksek miktarda glikoz kullanımını gerektiriyor ve glikozu laktik aside dönüştürüyor. Laktik asit ise bir artık ürün ve bedeni yoran bir madde, asit/baz oranında veya pH düzeyinde bir dengesizliğe neden oluyor. Bedenin asitlilik derecesi yükseldikçe, hücrelerin oksijen kullanmaları daha da zorlaşıyor. Ve kanserli tümörler, sağlıklı insan hücrelerine oranla tam 10 kez daha fazla laktik asit içerebiliyor.Yine aynı oksijen yetersizliği teorisine göre kanser hücreleri, oksijenden zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremediğinden, yeterli oksijen sağlanırsa, bu cinnet halindeki glikoz fermantasyonun durduğu,tümör dokusunun beslenmesinin bozulduğu ve tümör hücrelerinin öldüğü tespit edilmiştir.

Son yüzyılda kanser oranlarındaki müthiş artışın olası bir nedeni, Dr. Warburg’un teorisine göre, kent havasında gittikçe düşen oksijen ve yükselen karbonmonoksit düzeyi olabilir. Karbonmonoksidin (CO) hemoglobin’e (hücrelere oksijeni taşıyan madde) olan yakınlığı, oksijeninkinden daha fazla. Bu yüzden de içimize karbondioksit çektiğimizde, hemoglobinimiz daha çok CO ve daha az oksijenle bağlanıyor. Yine aynı oksijen yetersizliği teorisine göre kanser hücreleri, oksijenden zengin bir ortamda varlıklarını sürdüremiyor. Bu yüzden de, eğer yeterli oksijen sağlanırsa, bu cinnet halindeki glikoz fermantasyonu duruyor.

Oksijen eksikliğinde kanser yayılır. Oksijen eksikliği, kanserin yayılmasını da kolaylaştırıyor. İsveçli bilim adamları, oksijen eksikliğinin, kanserli hücrelerin primer (ana–kaynak) tümörden ayrılıp başka yerlere yerleşmesine neden olduğunu tespit ettiler. Kanda, hücrelerde ve dokularda oksijen eksikliğine bağlı gelişen fonksiyon bozukluğu olarak bilinen hipoksi durumunda, CXCR4 geninin aktif hale geldiğini saptadılar. Bu genin aktif hale gelmesinin, kanserli hücrelerin başka organları gitmesini kolaylaştırdığını belirleyen bilim adamları, hücrelerin primer tümördeki oksijen eksikliğinde agresifleşerek başka bir yere yayıldığını kaydetmişlerdir.

İnsanlar, birçok nedenden dolayı oksijen yetersizliği çekebiliyor, örneğin uzun süre hava kirliliğine maruz kalma, canlılıklarını yitirmiş gıdalar (fazla pişirilmiş, işlem görmüş, konserve gıdalarda oksijen tükenmiştir), derin nefes alamamak ve yetersiz egzersiz gibi…

Diyafram Nefesi ve Bilimsel Çalışmalar

1975’te İsviçre’deki Marsh European Üniversitesi nefes tekniklerini fizyolojik, biyokimyasal ve psikolojik açılardan değerlendiren detaylı bir inceleme başlatmışlar ve bu alanda kuramsallaşmışlardır. Dünyanın birçok yerinde çeşitli nefes teknikleri kullanılarak yapılan çalışmalar giderek artmaktadır.

Doktor C.Samuel West bir lenfoloji uzmanıdır ve  “Yedi Artı Bir Altın Kural” adlı kitabında, oksijenin beden için en önemli besin olduğundan bahseder. Doktor West, akciğerlerin lenf sistemi için emme-basma tulumba gibi çalışan bir işlevi olduğunu belirtir. Lenf sistemi etkin bir şekilde çalışmadığında, kandaki proteinleri hücrelerin arasından çıkaramaz ve oksijen metabolizmasını sekteye uğratır. Bunun sonucunda, kaçamayan proteinler kandaki suyu alarak fazla sodyumu çeker bu da sodyum ile suyun hücrenin etrafında toplanmasına neden olduğunu ifade eder. Bu durum hücrelerde oksijen yetersizliği, sodyum ve potasyum dengesini bozarak enerji kaybına, hastalıklara ve hücresel düzlemde ölüme sebep olur. Dr. West, hücresel düzeydeki bu durumların ise; ağrı, kanser, ateşlenme ve genel hastalık durumlarına yol açtığını ifade etmektedir. Bununla beraber normal şartlarda lenf sisteminin kandaki proteinleri mutlaka çıkartması gerektiğini,  aksi takdirde sadece bir gün içinde ölünebileceğinin altını çizmektedir. Bu sebeple Dr. West “ Beş dakikalık bir yürüyüşten daha çok, beş dakikalık derin diyafram nefesinin alınmasının sağlıklı olmak adına önemlidir.” demektedir. Zehir ve atıkların vücuttan atılması ve kanın temizlenmesi işlevi lenf istemi tarafından gerçekleştirilir. Obezite, yüksek kan basıncı ve kireçlenme gibi durumların ortak sebebinin, kandaki proteinlerin dışarıya atılamaması olduğudur.

“Şok” konusuyla ilgili araştırmalar yapan Dr. Shields kitabında, kandaki proteinlerin kişiyi birkaç saat içinde nasıl öldürebileceğine ilişkin olgulara yer verir. Hasta şoka girdiğinde vücudundaki bütün kılcal damarların genişleyerek kandaki  proteinlerin salınmasına ve dolaşım sisteminin çökmesine neden olduğunu bildirir.  Bu noktada “derin nefes almak” lenf sisteminin hareket yeteneğini nasıl iyileştirdiğini  kanıtlamıştır. Dünya genelinde önde gelen tıp fakültelerindeki diğer araştırmacılar ise, uygun kimyasal dengenin kurulmasıyla metabolizmadaki atıklar atılarak hücrelerin  süresiz olarak yaşayabileceğini ifade etmişlerdir. Lenf sistemi verimli olarak çalıştığı takdirde yaptığı tam olarak budur.

Tıp ve fizyoloji alanında Nobel ödülü sahibi Dr. Otto Warburg, kanserin ana nedeni olarak  hücrelerdeki oksijen solunumunun yerini şeker fermantasyonunun almasıyla oluştuğunu ispat etmiştir. Aynı zamanda sağlıklı hücrelerden oksijenin çıkarılmasıyla hücrelerin kanserli olmalarına neden olduğunu da keşfetmiştir. Bir hücre enerji ihtiyacını  oksijen solunumuyla karşılar, kanser durumunda ise bu ihtiyacını fermantasyonla karşılar. Her tür kanser gelişiminde oksijen solunumu azalarak fermantasyon başlar böylece hücreler normal fonksiyonlarını kaybederek anaerobik hale gelirler.   Sağlığımız ve derin nefes alma arasındaki ilişki ile ilgili birçok araştırma mevcuttur.

Stephen Elliot ve Dee Edmunson’un “Yeni Nefes Bilimi” adlı kitabında optimal kalp atışı sıklığının ve nefes almanın ideal sempatik ve parasempaik denge ve bütünlük yarattığına değinirler. Kalp hızı değişkenliği kişinin sağlık düzeyi ile ilgili bir göstergedir ve kalbin büyüklüğünü, frekansını, kalp atış hızını ve uyumunu dikkate alır. Nefes almanın gaz değişiminin çok ötesinde bir işlevi olduğunu belirtir. Sağlıklı olmak otonomik sinir sistemi dengesine dayanır. Bu dengeyi oluşturan unsur ise “uyumlu nefes alma” şeklidir. Bu uyum gerçekleştiğinde vücuttaki tüm sistemler daha etkin ve tutarlı bir iletişim kurabilirler. Bu şekilde nefes almak, optimal kalp hızı değişkenliğini yaratır. Birçok sağlık sorununun sempatik baskınlığa dayandığı bilinmektedir, çünkü sempatik baskınlık vücut sistemlerinde yıpranma ve aşınmaya neden olmaktadır. Bilinçli olarak nefes alma tekniklerini uygulamak, vücudu dengeye getirecek bir güce sahiptir.

“Nefes Bilimi” adlı kitabın yazarları, Swami Rama, Dr. Rudolph Ballentine ve Dr. Alan Hayemes insanların nefes aracılığıyla fiziksel, zihinsel ve ruhsal hayatını nasıl iyileştirebileceklerini hazırladıkları bu kitapta ayrıntılarıyla anlatmışlardır. Farklı nefes alma kalıpları ve bunları ifade eden duygu durumları incelenmiştir. Bu kitap bilinçli nefes almanın  yararlarına dair pek çok nedeni sıralamaktadır.Diyaframa alınan bilinçli nefesle, vücudu dengede tutmak ve doğru bir şekilde işlemesini sağlamanın kesinlikle mümkün olduğuna değinilmektedir. Bu durumda oksijen alış-verişi ve her türlü fizyolojik sürecin işleyişinin olumlu yönde etkilendiği kanıtlanmıştır.   Vücudun işlevini yerine getirebilmesi ve hayatın devamı için oksijen gereklidir. Nefes alma engellendiğinde ya da sınırlı oksijen alındığında sağlığımız  bu durumdan olumsuz etkilenir. Tüm fizyolojik süreçlerin ihtiyacı olan enerji için oksijen gereklidir. Gereksinim duyulan oksijen miktarının %20’sini ise beyin kullanır.

Araştırmacı yazar Nathaniel Altman’ın yazdığı “Oksijenle İyileştirme Tedavileri” adlı  kitabında; Oksijen seviyelerindeki artışların, patojen mikropları ve hastalıklı hücreler ile olan bağlantısına yer vermiştir. Çeşitli hastalıkların iyileştirilmesini  kolaylaştırmada biyo-oksidatif tedavilerin başarıyla kullanıldığı ispatlanmıştır. Nefes çalışmaları, kandaki oksijen seviyesini arttırarak lenf sisteminin doğru işleyişini destekleyici niteliğe sahiptir.

İtalya’da Regio Emilia’daki bir hastanede yapılan araştırmaya göre, solunum sistemi ile ilgili problemi olan 12 hastaya on nefes seansı uygulanarak hastaların oksijen kapasitelerinin  %65 ila %85 oranında arttığı gözlemlendi. Ayrıca fiziksel, zihinsel ve duygusal semptomlarında  da azalmalar görüldüğü tespit edilmiştir.

Doğal Nefesin Bilimsel Açıklaması – Dr. Samuel West

Oksijenin yokluğunda neden birkaç dakika içinde ölüyoruz sorusu bir türlü aklından çıkmayan Dr. Samuel West 25 yılını bu önemli gizemi aramaya harcadı. En son kitabı olan ‘Altından Yedi Artı Bir’ de birçok önemli hastalığın vücudun oksijenlendirilmesiyle tamamen tedavi edilişini belgelemektedir.

Oksijen yokluğu hastalıklara ve en sonunda ölüme neden olabilirken, oksijen bolluğu ise TÜM hastalıkların düzelmesine neden olabilmektedir.

 1. Kandaki protein ve su dolaşım sistemimiz içine karışıp hücrelerimizin içine yayıldığında hücreler için oksijen alabilmek imkansız hale geliyor. Bu durum kılcal damarları genişletmektedir. Damarlar genişlediğinde ise protein ve toksinler kan dolaşım sistemimiz içine karışıp hücrelerin içine akmaktadır. Böylelikle hücrelerin kuru durumu tahrif edilmektedir.

 2. Kandaki protein ve su hücrelerin çevresindeki alandan lenfatik kanallar temizlenmedikçe bir insan 24 saat içinde ölebilir.

 3. Bu bilgiden yola çıkarak Dr. Guyton derin nefes almanın lenfatik kanalları harekete geçirdiğini, bunların da ölü hücreleri ve suyu hücrelerden temizleyerek kuru hale getirdiğini kanıtlamıştır.

 4. Dr. West’e göre her organizma gerektiği gibi çalışabilmek için elektriksel bir aktiviteye ihtiyaç duymaktadır. Bu elektriği üretmek için, vücudumuzun sodyum-potasyum pompalanmasını harekete geçirmesi gerekir. Bu da ancak kan dolaşımında yeterli oksijen varsa mümkündür. Bu elektriksel enerji gözlerimize görme gücünü, beynimize bir bilgisayardan daha hızlı çalışabilme kapasitesini, kalbimize sağlıklı çarpabilme yeteneğini, kaslarımıza yürüme ve koşma yeteneğini, pankreaslarımıza insulin üretme kapasitesini, akyuvarlara ise kanser ve virüsleri yok etme gücünü verir. OKSİJEN sodyum potasyum pompalanışını harekete geçirir ve bu sayede elde edilen elektrik enerjisi vücuda düzgün çalışabilme gücünü verir.

 5. Bahsedilen pompalamayı harekete geçiren benzin glükoz ve oksijen tarafından yapılan ATP’dir.

 6. Dr. West’e göre ‘’Eğer oksijen miktarı fakir bir kana sahip isek ölürüz ve sürekli olarak yüzeysel nefes almak intihardır’’.

 7. Kuru ortam hücrelerin kandan oksijen alabilmeleri için temel bir unsurdur. Hücreler oksijen alınca bu pompaları harekete geçirirler. Böylelikle elektrik üretirler.

 8. Lenfatik kanallar enerjiye duyarlıdırlar. Nefes alma, ışık, şifalı bitkiler ve tüm enerji çalışmaları bu kanalları harekete geçirebilirler.

 9. Lenfatik kanalları harekete geçirip, etkili bir şekilde işlemesini sağlayan ilk yol eğitimini verdiğimiz ve uyguladığımız tam bir diyafram nefesi olan DOĞAL NEFES’tir. Birçok kişinin nefes seansı yaparken hissettiği yoğun elektrik enerjisinin ve karıncalanmanın nedeni sodyum potasyum pompalamasının harekete geçip fazla suyu çekmeleri ve hücrelerin doğal ve bağlantılı nefes tekniği ile hayat gücü dediğimiz yaşam enerjisini alabilmeleridir.

Geçtiğimiz son 25 yıldır hastalıkların ve güçten düşüren fiziksel rahatsızlıkların NEFES aracılığı ile gözle görülür bir biçimde ortadan kalktığına tanık oluyoruz. Dr West’in bu çalışması çoğumuzun duyduğu, şahit olduğu yüzlerce iyileşmenin nedenini açıklamaktadır.

Nefes ve Tıp (Kanser, Kan Basıncı, Astım, Detoksifikasyon, Kalp Hastalıkları, Lenfatik Sistem)

Beden tarafından sağlıklı hücreler üretmek için gereksinilen temel unsur oksijen bakımından zengin durumdaki kandır. Sağlıklı olmak için sağlıklı hücresel yeniden üretim şarttır ve bunun birçok hastalığın panzehiri olduğu kanıtlanmıştır. Diğer taraftan, eğer insanların çoğu soluk aldıklarında solunum sistemlerinin sadece üçte birini kullanıyorlarsa, sağlıklı olmaları için gerekli olan oksijenin sadece % 30’una yakınını alıyorlar demektir. Bu durumda her iki kişiden birinin ciddi hastalıklara yakalanıyor olması hiç şaşırtıcı değildir. Nefes Tekniği, nasıl daha etkili nefes alınacağını öğretir ve yeterli soluk alıp vermeyi sağlayacak şekilde tüm solunum sistemini açar.

Oksijen seviyelerini ve nefes alma kapasitesini, kişinin nefes alma biçimini yeniden yapılandırarak artırır ve böylece kişinin oksijen hacmi iki, üç hatta daha da çok oranlarda artar.  Nefes egzersizleri sonrasında kronik hastalıkları olan hastaların mevcut belirtilerinin kaybolduğunu gösteren belgelenmiş pek çok kayıt vardır. Örneğin, İtalya’nın Regio Emilia hastanesinde yapılan çalışmada, bir nefes terapisti tarafında solunum sorunları olan 20 hastaya verilen 10 transformal nefes seansından sonra hastaların oksijen kapasitelerini ortalama %65 -85 civarında arttırdıkları belirlenmiştir. Bunun yanında fiziksel, zihinsel ve duygusal semptomlar da önemli ölçüde azalmıştır.

Hava ve oksijenin sadece sağlıklı kalmak için değil hastalıkları tedavi etmek ve ortadan kaldırmak için de önemli bir rol oynadığı tıbben kanıtlanmıştır. Tıbbın uyguladığı tedavi yöntemlerinin yanısıra aşağıdaki örneklerde de görebileceğimiz gibi, hastalıkların nefes alma yöntemi ile iyileştirilmesini destekleyen bir çok doktor ve uzman bulunmaktadır.

Kanser

“İlk keşif Berlin’deki Max Planck Enstitüsü, Hücre Fizyolojisi Bölümü Direktörü, Nobel Ödülü sahibi Doktor Otto Warburg tarafından yapılmıştır. Warburg, kanserin gelişmesinde temel ön-koşulun hücresel seviyede oksijen eksikliği olduğunu kanıtlamıştır.”
Nathaniel Altman
Oksijenle İyileştirme Terapileri, s.66

“Oksijen eksikliği, hücrelerin kanserli duruma gelmesinde kesinlikle en temel rol oynayan unsurdur.”
Doktor Harry Goldblatt,
Journal Of Experimental Medicine

“Kanserin sadece bir ana nedeni vardır. O da beden hücrelerinin normal oksijen soluması yerine anaerobik (yani, oksijen bakımından yetersiz) hücre solunumunu geçirmektir.”
Doktor Otto Warburg
Nobel Tıp Ödülü Sahibi (Kanser Araştırmaları nedeniyle)

“Kanser, fizyolojik denetim dışında beden hücrelerinin, beden içinde gerçekleşen oxidasyonun büyük oranda azalması ile bozulmaya uğraması ile oluşan bir durumdur. Benzer bir biçimde, alerjinin gerçek nedeni de beden içinde oksidasyon işleminin azalması ile etkilenen kişinin dışarıdan bedene giren maddelere karşı duyarlı duruma gelmesidir. Bu duyarlılık sadece, oksidasyon mekanizmasının tekrar kendi orijinal etkili durumuna getirilmesi ile ortadan kaldırılabilir.”
Doktor Wendell Hendricks
Hendricks Araştırma Kurumu

Kan Basıncı

“Solukalma ve kan basıncı arasındaki ilişki uzun zaman önce araştırmalarla kanıtlanmıştır. Özetle; yükselmiş kan basıncı, hızlı-sığ nefes almanın hüküm sürdüğü ir bedensel duruma eşlik eder. Nefes almayı yavaş diyafram nefesine dönüştürerek kan basıncı düşürülebilir.”
Robert Fried, Ph. D.
Solunum Bağlantısı, s.152

Astım

“Astımlı hastaların tedavi edilmesine ilişkin olarak araştırmacılar, John Goyeche, Dr. Ago ve Dr. İkemi tarafından yürütülen bir araştırma, her etkili tedavinin fiziksel boyut kadar endişe ve kendini tanıma gibi bastırılmış duygulara da hitap edeceğini varsaymıştır. Bu sonuca ulaşmak için yanlış duruşun düzeltilmesine ve tam diyafram solumasının oluşturulması sırasında ilgisiz solunum kaslarının gevşetilmesine olanak vermeye çalışmışlardır. Aynı zamanda, fazla balgam oluşumunu engelleyecek yollar bulmaları da salık verilmiştir. İyi haber, geniş kapsamlı bir solukalma egzersizinin tüm bunları sağladığıdır.”
Donna Farhi
Solukalma Kitabı, s.207

Detoksifikasyon

“Hastalarım yaşamlarına solukalma egzersizlerini kattıktan sonra diğer bedeni rahatsızlıklarında da iyileşmeler ortaya çıkmaya başladı. Benim bunu açıklayan son derece basit ve kapsamlı bir nedenim var. İnsan bedeni toksinlerin % 75’ini solunum yoluyla dışarı atacak biçimde yapılanmıştır. Toksinlerin sadece küçük bir oranı terleme, dışkılama ve idrar yoluyla dışarı atılır. Eğer solunum işlemi en yüksek etkililikte değilse toksinleri uygun bir biçimde dışarı atamıyorsunuz demektir.
Gay Hendricks, Ph.D.
Bilinçli Nefesalma, s.17

“Dokulardaki fazladan oksijenin en fazla gözden kaçan yararı onun detoksifikasyonu daha etkin biçimde gerçekleştirme yeteneğidir.”
Doktor Kurt W. Donsbach, D.C., N.D.,
Süper Sağlık
Oksijen-Oksijen-Oksijen

“Hastalık, toksinlerin uygun olmayan bir biçimde bedenden atılmasının bir sonucudur. Oksijen bedenin toksinleri dışarı atmasına yardımcı en yaşamsal etkendir.”
Ed McCabe
Oksijen Terapileri, Hastalıklara Yeni Bir Yaklaşım Yolu (1988)

Kalp Hastalıkları

“Koroner kalp hastalıkları kalp tarafından alınan oksijenin azlığından kaynaklanır.”
Doktor Dean Ornish

“…sağlıklı nefes alma bir kalp hastasına öğretilecek ilk şey olmalıdır. Dixhoorn isimli bir doktor tarafından yürütülen bir Hollanda araştırmasında iki grup kalp hastası birbirleriyle karşılaştırılmış. İlk gruba basitçe diyaframdan nefes alma öğretilirken diğer gruba herhangi bir soluk alma yöntemi gösterilmemiş. Nefes almanın öğretildiği gruptan hiç kimse daha sonra hiç kalp krizi geçirmemişken ikinci grubun 12 üyesinden 7si daha sonraki 2 yıl içerisinde ikinci bir kalp krizi geçirmiş.”
Gay Hendricks, Ph.D.
Bilinçli Solukalma, s.16

“Bir oksijen eksikliği hastalığı (hypoxia) her yıl 1,5 milyon kalp krizinin asıl nedenidir.”
Doktor Richard Lippman
Ünlü Araştırmacı

Lenfatik Sistem

“Kaliforniya, Santa Barbara’da Lenfoloji dalında uzman doktor Jack Shield, soluk almanın lenfatik sistem üzerindeki etkilerini araştıran bir araştırma yürüttü. Beden içinde kamera kullanarak derin diyafram solunumunun, lenfi kan akışının içine doğru emen bir vakum yaratarak lenf sisteminin temizlenmesini arttırdığını bulgulamıştır. Bu, toksik maddelerin atılma hızını normal hızının 15 katına çıkmasına neden olmaktadır.”
J. Shields, Lenfoloji Uzmanı,
Lenf Bezleri ve Dengeleşim, Vol. 25 No. 4, Aralık 92, s.147-153

Hastalıkla Başa Çıkma

“Hastalıkların asıl nedeni yanlış soluk almadır.”
Doktor Andrew Weil

“Bütün kronik ağrılar, acı çekme ve hastalıklar hücre seviyesindeki oksijen eksikliği nedeniyle ortaya çıkmaktadır.”
Uzman Doktor Arthur C. Guyton,
Tıbbi Fizyoloji Ders Kitabı

Nefes alma, gelişmiş biyolojik fonksiyon ve gelişimin tüm kataloğununun kilidini açan bir anahtardır. Sağlığın tüm yönlerinde böylesine temel olması şaşırtıcı değil midir? Yorgunluk, hastalık veya düzeni bozulmuş enerji kendini ne zaman gösterse birinin ilk bakacağı şey nefes almadır, sonuncu şey değil. Solukalma gerçekten bedenin en temel iletişim sistemidir.”
Sheldon Saul Hendler, Uzman Doktor, Ph.D.
Oksijenle İyileştirme, s. 96

“Oksidasyon yaşamın kaynağıdır. Onun yokluğu sağlık noksanlığına veya hastalığa neden olur. Onun yokluğu ölüm demektir.”
Doktor F.M. Eugene Blasse, Ph.D.
Oksijen Terapisi: Oluşturulması, Hedefi ve Sonuçları

“Basitçe söylersek, hastalık, bedende olması gereken oksidasyon işlemindeki bir eksikliğe bağlıdır ve toksinlerin birikimine neden olur. Bu toksinler normal metabolik fonksiyonlar yoluyla düzenli bir şekilde yakılmalıdır.”
Albert Wahl

“Oksijen, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasında çok önemli bir rol oynar.
Parris M. Kidd, Ph.D.

Antioksidan Adaptasyonu

“Bütün ciddi hastalık durumlarında ona eşlik eden bir düşük oksijen durumu bulgusu da vardır… Beden dokusunda düşük oksijen varlığı kesinlikle bir hastalığa işaret ediyordur… Hipoksiya veya dokularda oksijen eksikliği tüm dejeneratif hastalıkların temel nedenidir. Oksijen bütüm hücreler için yaşamın kaynağıdır.”
Dr. Stephen Levine, Ünlü Moleküler Biyolog ve Genetikçi
Oksijen Eksikliği:Tüm Dejeneratif Hastalıklar İçin Bir Suçlu

“Oksijen sıkıntısı çeken bir beden hasta olacaktır ve eğer bu devam ederse ölecektir, bunun üzerine söylenecek başka birşey olduğundan kuşku duyarım.”
Doktor. John Muntz, Beslenme Bilimci

“Yetersiz oksijen, hafif bir yorgunluktan yaşamı tehdit eden bir hastalığa kadar herşeyle sonuçlanabilecek yetersiz biyolojik enerji anlamına gelir. Böyle bir durumda yetersiz oksijen ile hastalık arasındaki ilişki güçlü bir şekilde kurulmuş demektir.”
W. Spencer Way
Journal Of The American Association Of Physicians

“Kısmi oksijen açlığı çeken hücreler, tüm bedende kollektif olarak sürekli belirsiz bir rahatsızlık , büyük bir korku veya felaket hissine neden olan minik panik sinyalleri yayarlar. Bu düşük seviyeli genel uyarı, bunu yaşayan kişi tarafından ahenksiz bir uğultu olarak algılanacaktır. Ya da bu, başka bir rahatsızlık kaynağına yorulur… İnsanlar ender olarak sürekli belirsiz yorgunluk, çaresizlik… huzursuzluk hissini hücresel oksijen yoksunluğunun belirtileri olarak ele alırlar.”
Doktorlar İçin Townsend Mektupları

Nefes – Eckhart Tolle

Soluk Almanın Gücü – Anthony Robbins

Sağlığın temeli, sağlıklı bir kan dolaşımıdır. Çünkü dolaşım sistemi oksijen ve besinleri vücudun tüm hücrelerine taşıyan ‘sistemdir. Sağlıklı bir dolaşım sistemine sahipseniz,; uzun ve sağlıklı bir yaşamınız olacak demektir. Sistemin çevresi dolanımdaki kandır. Bu sistemin kontrol duğmesi nedir? Kontrol düğmesi soluk almadır.

Bedeninize uygun şekilde oksijen verebilirseniz; bu’ oksijen her hücrenin elektriksel sürecini uyaracaktır.Bedenin nasıl çalıştığına biraz daha yakından bakalım. Soluk almak sadece hücrelerin oksijenlenmesini kontrol etmez, aynı zamanda bedeni koruyan beyaz hücreleri içeren lenf(akkan) sıvısının akışım da ayarlar. Lenf sisteminin görevi nedir? Bazıları onu vücudun kanalizasyon sistemi olarak düşünürler. Şimdi lenf sisteminin. nasıl çalıştığına bakalım. Kan kalpten atardamarlar aracılığıyla ince, geçirgen kılcal damarlara pompalanır. Kan kılcal damarlara oksijen ve besin taşır ve bunlar hücrelerin etrafında bulunan akkana(lenf sıvışma) geçirilir. Hücreler gereksinimi olan şeyleri bilecek kadar akıllı ya da çekicidir. Hücre kendi sağlığı için gerekli olan besin ve oksijeni alır, bir kısmı tekrar kılcal damarlara dönecek olan toksinleri (zehirleri) dışarı atar. Fakat ölü hücreleri, kan proteinlerin! ve öteki zehirli maddeleri dışarı atma görevi lenf sisteminindir. Lenf sistemi de derin soluk almakla eyleme geçirilebilir.

Hücrelerin oksijen miktarım kısıtlayan fazla sıvı ve çok miktardaki toksik madde; lenf sistemi tarafından dışarıya atıldığı için bedenin hücreleri lenf sistemine bağlıdır. Sıvı, kan proteinleri hariç, ölü hücreleri ve diğer zehirli maddeleri nötralize ve tahrip eden lenf bezlerinin içinden geçer. Lenf sistemi ne kadar önemlidirP’Lenf sistemi yirmi dört saat çalışmazsa, hücrelerin etrafında oluşan fazla sıvı ve kan proteinleri yüzünden insan ölür.

Kalp, dolanımdaki kanın pompasıdır, fakat lenf sistemi böyle bir pompaya sahip değildir.

Lenflerde kalbin görevim, kas hareketleri ve soluk alma yerine getirir. Etkin bir lenf ve bağışıklık sistemiyle birlikte sağlıklı bir kan dolaşımına sahip olmak istiyorsanız; bu sistemleri harekete geçirecek şekilde derin soluk almak zorundasınız.

Meşhur bir lenf uzmanı olan Dr. Jack Shieids son zamanlarda bağışıklık sistemi üzerinde ilginç çalışmalar yapmıştır. Shieids insan bedenin içine koyduğu kameralarla lenf sistemini temizleyen uyarıcıların neler olduğunu gözlemiştir. Bu görevi en iyi şekilde diyaframa alınan derin soluğun yerine getirdiğim görmüştür. Derin soluk, vakum gibi kan dolaşımı aracılığıyla lenfi çeker ve bedenin toksinleri yok etme hızım artırır. Gerçekten de derin soluk ve alıştırmalar bu süreci on beş kat daha hızlandırabilir.

Bu bölümde anlatılanlardan sadece derin soluk almanın önemini uygulamak bile beden sağlığımı önemli oranda artırabilir. Yogada soluk almanın üzerinde bu kadar çok durulması bu yüzdendir ve derin soluk alma kadar bedeni temizleyen başka hiçbir şey yoktur.

Sağlıklı olmada soluk almanın çok önemli olduğunu kavramak için sağduyunun çok zorlanması gerekmez. Sadece önemi üzerinde biraz düşünmek yeterlidir. Nobel ödüllü Dr. Otto Warburg oksijenin hücrelere etkisi üzerinde çalışmıştır. Warburg sağlıklı ve normal hücrelere verilen oksijeni azalttığında; bu hücrelerin habis haline dönüştüklerim gördü. Daha sonra benzer bir çalışmada Dr. Harry Goldbiatt hiçbir hastalığı olmadığı bilinen farelerin denek olduğu bir deney yaptı. Deneyinde yeni doğmuş farelerden alınan hücreleri üç gruba ayırdı. Deney tüpüne aldığı bir grubu otuz dakika oksijensiz bıraktı. Birkaç hafta sonra bu hücrelerin bir çoğu öldü, kalanlardan bir kısminin hareketleri yavaşladı ve geriye kalanlar da habis hücre görünümünü alacak şekilde yapılarım değiştirmeye başladılar. Bu arada diğer iki grup hücre de sürekli atmosferik koşullarda oksijen alabilecek şekilde deney tüplerinde incelemeye alındılar. Otuz gün sonra Dr. Goldbiatt bu hücreleri üç ayrı grup fareye enjekte etti. iki hafta sonra iki normal grup hücrenin enjekte edildiği farelerde herhangi bir anormallik görülmedi. Ancak oksijensiz bırakılan hücrelerin enjekte edildiği farelerde habis büyümenin gerçekleştiği görüldü. Bir yıl sonra aynı fareler tekrar gözlendiğinde habis büyümenin devam ettiği, normal hücrelerin ise normal kaldığı gözlendi.

Bu deney bize ne anlatıyor? Araştırmacılar hücrelerde habis ya da kanser oluşumunda temel etkenin oksijen azlığı olduğuna inanmaktadırlar. Oksijen azlığının hücrelerin yaşam kalitesini etkilediği kesindir. Sağlığımızın kalitesi de hücrelerimizin kalitesine bağlıdır. Bu nedenle sağlık için ilk öncelik, soluk almaya verilmelidir.

Sorun birçok kimsenin nasıl soluk alınacağım bilmemesidir. Üç Amerikalıdan biri kansere yakalanmaktadır. Fakat yedi Amerikalı atletten ancak biri kansere yakalanmaktadır.

Yukarıdaki deneyler bu durumu açıklığa kavuşturmaktadır. Atletler dolaşan kana en hayati elementi, yani oksijeni vermektedir. Bir diğer açıklama da lenf sisteminin hareketim uyararak bağışıklık sisteminin en üst düzeyde çalışmasını sağlamaktadır.

Sistemi temizlemek için en etkin soluk alma şekli nedir? Bir birim zamanda soluk alıyorsanız; dört birim zaman da içinizde tutmalısınız, iki birim zamanda dışarı vermelisiniz. Dört saniye soluk alıyorsanız; on altı saniye içinizde tutup, sekiz saniyede dışarı vermelisiniz. Soluğu niçin bir birimde alıp iki birimde veriyorsunuz? Lenf sistemi aracılığıyla toksinleri atmak için. Soluğu niçin dört birim tutuyorsunuz? Kan ve lenf sistemini tam olarak oksijenlendirmek için.

Soluk alırken kan sisteminden vakumda olduğu gibi tüm toksinleri dışarı atabilmek için karın bölgesinin en altına soluk almaya başlanmalıdır. Spordan sonra ne kadar açlık hissedersiniz? Beş kilometre koştuktan hemen sonra oturup kocaman bir biftek mi yersiniz? Şüphesiz hayır. Spordan hemen sonra derin derin soluk alırız.

Çünkü o anda bedenin en çok gereksinim duyduğu şey oksijendir. Bu nedenle sağlıklı yaşamanın ilk prensibi derin soluk almaktır. Günde en az üç defa yukarıdaki kurala göre on derin soluk almalısınız. Soluk alışlar burundan, verişler ağızdan yapılmalıdır. Uzun süre soluk alacağım diye kendinizi zorlamamalısınız. Bu süre, zamanla yavaş yavaş artacaktır. Günde en az üç defa on derin soluk almaya başlarsamz; sağlığınızda büyük gelişmeler olacağım göreceksiniz, iyi soluk almanın sağladığı yararı sağlayacak hiçbir vitamin ilacı ya da yiyecek yoktur. Genel olarak soluk almanın uygun yollarından birisi de havayla alıştırma yapmak anlamına gelen aerobik yapmaktır. Koşmak güzel, fakat streslidir. Yüzmek mükemmeldir. Tüm bu alıştırmaları kurallara uygun olarak yapmak gerekir.

Nefes – Eckhart Tolle

Düşünce akıntısında boşluklar yaratarak, içsel boşlu­ğunuzu keşfedin. O boşluklar olmadan, düşünceleriniz tekrarlayıcı, ruhsuz, yaratıcı pırıltıdan yoksun bir hale gelir ki çoğu insan için durum budur. O boşlukların uzunluğu için endişelenmeniz gerekmez. Birkaç saniye bile yeterlidir. Zaman içinde bu süreler kendi kendileri­ne uzar ve kendi adınıza bir çaba harcamanız gerek­mez. Uzunluklarından daha önemli olan, bunu sık sık yapmaktır; böylece günlük faaliyetleriniz ve düşünce akışınız arasında boşluğa yer vermiş olursunuz.

Biri geçenlerde bana oldukça büyük bir ruhsal orga­nizasyonun yıllık tanıtım broşürünü gösterdi. Ona baktığımda, çok çeşitli seminerler ve atölye çalışmalarıyla karşılaşınca şaşırdım. O kişi bana bir-iki tanesini önerip öneremeyeceğimi sordu. “Bilmiyorum,” dedim. “Hepsi çok ilginç görünüyor. Ama şunu biliyorum,” diye ekledim. “Aklına geldiği her seferinde, nefesine dikkat et. Bunu bir yıl süreyle yaparsan, bütün bu seminer ve kurslara katılmaktan daha güçlü bir değişim etkisi olur. Üstelik de bedava.”

Nefesinizin farkında olmak, dikkatinizi düşünceler­den uzaklaştırarak bir boşluk yaratır. Bilinç geliştirme­nin bir yolu budur. Bilincin bütünlüğü ifade edilmeden orada durmasına rağmen, bilinci şimdi bu boyuta getir­mek için buradayız.

Nefesinizin farkında olun. Nefes alıp verirken neler hissettiğinize dikkat edin. Havanın vücudunuza giriş çıkışını hissedin. Göğsünüzün ve karnınızın nasıl geniş­leyip büzüldüğünü fark edin. Tek bir bilinçli nefes, da­ha önce birbiri ardına kesintisizce dizilen düşüncelerin olduğu yerde bir boşluk yaratmaya yeter. Tek bir bilinç­li nefes (iki-üç daha da iyi olur), günde birkaç kez tek­rarlandığında, hayatınıza bir boşluk kazandırmak için idealdir. İki saatten uzun süre meditasyon yapsanız bi­le (bunu yapabilen insanlar vardır), bütün ihtiyacınız olan tek bir bilinçli nefestir ve zaten uzun süreli medi-tasyonlarda bile yapabileceğiniz genellikle bu kadarı­dır. Geri kalanı anı ya da beklentidir ve dolayısıyla da. düşüncedir. Nefes gerçekte sizin yaptığınız bir şey de­ğildir ama olduğuna tanıklık ettiğiniz bir şeydir. Solu­num kendi kendine olur. Onu sürdüren şey, vücudun kendi zekasıdır. Bütün yapmanız gereken, oluşunu izle­mektir. Hiçbir çaba gerektirmez. Ayrıca, nefes verdik­ten sonra bir sonrakini almaya başlamadan önce oluşan aralığı da hissedin.

Birçok kişi, sığ nefes alıp verir. Nefesinizin ne kadar farkında olursanız, doğal derinliği de o kadar artar.

Nefesin herhangi bir biçimi olmadığından, antik çağ­lardan beri ruhla bağdaştırılmıştır; yani biçimi olma­yan tek Hayat ile. “Tanrı insanı topraktan yarattı ve burun deliklerine yaşam nefesini üfledi; böylece insan canlandı.” Almanca atmen.(nefes) kelimesi, antik Hint­çe (Sanskritçte) Atman kelimesinden türemiştir ve içte yatan ilahi ruh ya da Tanrı anlamına gelir.

Nefesin herhangi bir biçiminin olmaması, nefes farkındalığının hayatınızda bir boşluk yaratmak, bir bilinç oluşturmak için en etkili yollardan biri olmasının önce­likli nedenidir. Bir nesne olmadığı için, mükemmel bir meditasyon aracıdır. Diğer bir neden, nefesin en belli belirsiz ve görünüşte en önemsiz fenomen olmasıdır. Ya­ni Nietzsche’nin deyimiyle, “en büyük mutluluğun kay­nağı” olan “en küçük şey.” Nefes farkındalığını resmi bir meditasyon olarak uygulayıp uygulamamak size kal­mıştır. Ama resmi meditasyon, günlük hayata boşluk bilincini getirmenin yerini tutamaz.

Nefesinizin farkında olmak, sizi şu anda kalmaya zorlar; bu da içsel değişimin anahtarıdır. Nefesinizin farkında olduğunuz her seferinde, kesinlikle şimdide olursunuz. Nefesinizi düşünemeyeceğinizi ve sadece farkında olabileceğinizi de anlayabilirsiniz. Bilinçli nefes, zihninizi durdurur. Ama yarı uykuda ya da bir transta olmanın ötesinde, tamamen uyanık ve fazlasıy­la dinç olursunuz. Düşüncenin altına düşmez, üzerine çıkarsınız. Daha yakından bakarsanız, bu iki şeyin – ta­mamen şimdide olmak ve bilinç kaybı olmadan düşün­ce sürecini durdurmak – aslında aynı şey olduğunu gö­rürsünüz: Boşluk bilincinin doğuşu.

Eckhart Tolle – Var Olmanın Gücü – Sayfa 248.

Sonraki bölüme geçin: Nefesi Deneyenler Anlatıyor

ya da şimdi ücretsiz öngörüşme için başvurun >